
Dünyanın, denizler hariç, yüzölçümü yaklaşık 149 milyon kilometrekare. Türkiye'nin denizleri hariç, yüzölçümü 771 bin kilometre kare. Yani Türkiye, dünyanın yüzde 0.5'ini (binde besini) kapsiyor. Dünyanın nüfusu 6460 milyon. Türkiye'nin nüfusu 70 milyon. Yani Türkiye, dünya nüfusunun yüzde 1'inden biraz fazlasını oluşturuyor. Satınalma gücü paritesiyle ölçüldüğünde Dünyanın Gayrisafi Yurtiçi Hasılası (DGSYIH) toplamı 55.6 trilyon dolar. Türkiye'nin aynı ölçüye göre gayrısafi yurtiçi hasılası (GSYIH) 551 milyar dolar. Yani Türkiye, dünya gayrısafi yurtiçi hasılasının yüzde 1'ini yaratıyor (ya da dünyanın toplam gelirinden yüzde 1 pay alıyor.) Satınalma gücü paritesiyle hesaplandığında dünyada kişi başına ortalama gelir 8760 dolar. Türkiye'de aynı ölçüyle hesaplanan kişi başına ortalama gelir 7680 dolar. Yani Türkiye'nin kişi başına geliri dünya ortalamasının biraz altında bulunuyor. Dünyanın toplam ihracat rakamı 9.1 trilyon dolar. Türkiye'nin ihracatı (2004) 63 milyar dolar. Yani Türkiye, dünya ihracatının yüzde 0.7'sini gerçekleştiriyor. Dünyanın ithalat rakamı toplamı 9.4 trilyon dolar. Türkiye'nin ithalat miktarı 97.2 milyar dolar (2004). Yani Türkiye, dünya ithalat toplamının yüzde 1'ini yapıyor.Dünyadaki ekonomiler kişi başına gelire göre sınıflandırıldığında kişi başına geliri 825 doların altında olanlar düşük gelirli ekonomiler, 826- 3255 dolar arasında olanlar orta gelir düzeyindeki ekonomiler, 3256-10066 dolar arasında olanlar orta üst gelir düzeyindeki ekonomiler ve 10066 dolardan yukarı geliri olanlar yüksek gelir düzeyindeki ekonomiler olarak sınıflandırılıyor. Türkiye bu sınıflandırmada orta üst gelir kategorisindeki ülkeler arasında bulunuyor. Özetle 100 kişilik 100 metrekarelik ve 100 dolar gelire sahip ve birbiriyle 100 dolar toplam tutarında alış veriş yapan insanların yaşadığı bir dünyada yaşayan tek Türk, 0.5 metre kare toprağa sahip, toplam 100 dolarlık üretimin 1 dolarlık bölümünü üretiyor, diğerlerine 0.7 dolarlık mal ve hizmet satıyor ve onlardan 1 dolarlık mal ve hizmet satın alıyor. Buraya kadar yapılan karşılaştırmalar Türkiye'nin dünyanın yaklasik yüzde 1'ini oluşturan bir ekonomiye sahip olduğunu gösteriyor bize.Böyle bir dünyada ötekiler de Türkler kadar pay alsa inanılmaz adil bir görünüm çıkardı ortaya. Ama gerçek böyle değil. Burada her bir Amerikalıya 5 dolar, her bir Avrupalıya 4 dolar düşüyor. Buna karşılık her bir Çinli yalnızca 0.6 dolar, her bir Hintli de 0.4 dolar elde ediyor. Türkiye öyle bir konumda ki bütün dünyanın ortalamasını temsil ediyor. 1 Türk 1 dolarlık üretim yapıyor, bunun 0.7 dolarını ötekilere satıyor ve onlardan 1 dolarlık mal alıyor ve geri kalan tutarı da (0.3 dolar) ötekilerden borçlanıyor.Böyle bir dünyada gelecekte iki şeyden birisi olacak. Ya 100 dolarlık pasta büyüyecek ve pasta büyürken göreli düzelmeler olacak, örneğin Çinli başına gelir 0.6 dolardan yukarı gidecek; ya da mevcut pastanın paylaşımında dengeler yeniden oluşacak. Yani dünyanın bugünkü görünümü her bir ülkenin kendi iç görünümündeki çelişkilerden farklı değil. Nasıl ki her bir ülkenin kendi içinde gelir dağılımı eşitsizlikleri varsa aynı şey dünya genelinde de söz konusu. Türkiye bu durumun önemli istisnalarından birisi. Türkiye'nin içinde ciddi bir gelir dağılımı eşitsizliği var. DİE'nin açıkladığı 2003 yılına ilişkin Gini Katsayısı (GK) 0.42 (optimal GK=0). Bu oldukça adaletsiz bir gelir dağılımını gösteriyor. Buna karşılık Türkiye'nin dünya gelirinden aldığı pay son derecede adaletli (ya da dünya üretimine yaptığı katkı çok ölçülü).Türkiye, gelecekte ekonomik dengelerini zedelemeden dış borçlanmasını düşürüp, kendi iç gelir dağılımını düzeltebilirse dünya açısından örnek oluşturacak ve bugün çalkantılar yaşamasına karşılık gelecekte bir barış adası olacak. Türkiye'nin geleceği açısından temel alınacak misyon bu olmalı.
Dr. Mahfi Eğilmez
Sayfa Basi
Türkiye ÇelişkileriTürkiye ekonomisi son dört yılda yakaladığı % 7.8'lik ortalama büyüme hızıyla, 1923'ten bu yana geçen dönemin % 4.9'luk büyüme ortalamasının çok üstünde bir performansla ekonomisini büyütmeyi başarmış bulunuyor. Buna karşılık 2001'de % 8.4 olan işsizlik oranı 2005'te % 10.3 olarak gerçekleşmiş durumda. Yani son dört yılda büyüme rekorları kıran Türkiye, işsizliği azaltmak bir yana artırmış. Verimlilik artışı bir açıklama yolu olsa da son dört yılda % 7.8 ortalama büyüme hızı yakalamış gelişme yolundaki bir ülkede işsizlik oranının azalmayıp artması Türkiye ekonomisinin ilk çelişkisi.Türkiye, yüksek büyüme hızının yanına bir de sabitleşmiş dalgalı kuru eklediği için hızla zenginleşiyor. 2000'lere 200 milyar dolarlık GSMH ve 3 bin dolarlık kişi başına GSMH ile giren Türkiye, şimdilerde 360 milyar dolarlık GSMH ve 5 bin dolarlık kişi başına GSMH'nin keyfini çıkarıyor. Bu rakamlar bize toplumun zenginliğinin son yıllarda neredeyse iki kat arttığını söylüyor. Buna karşılık oldukça bozuk olan gelir dağılımında pek bir düzelme görülmüyor. Gelir dağılımının adil olup olmadığını ölçmede kullanılan Gini Katsayısı 0.40'lardan aşağı inemediği için Türkiye bir türlü dünyada en bozuk gelir dağılımına sahip ülkeler arasından çıkamıyor. Bunu doğrulayan bir başka gösterge olarak Dünya Bankası'nın fakirlik araştırmaları Türkiye'de her 100 kişiden 25'inin günde iki doların altında gelire sahip olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye ekonomisinin ikinci çelişkisi burada saklı: Toplum zenginleşiyor ama gelir dağılımı düzelmediği için fakirlerin sayısı azalmıyor.
Türkiye son yıllarda yakaladığı bir ivmeyle iç dengesini düzeltiyor. Öteden beri en önemli sorunlardan biri olan bütçe açıkları (BA) giderek kapanıyor. 2000'li yıllara %10'luk BA/GSMH oranıyla giren Türkiye, 2005 yılında bunu %2'lere gerileterek Maastricht Kriteri'ni yakaladı. Bu gelişme Türkiye'nin mali disiplini sağlaması açısından çok önemli. Geçmişte Türkiye'nin sorunu bütçe açığının finansmanı idi. Bu sorun artık önemini kaybetmeye başlamış görünüyor. Buna karşılık 2000'lere %2'ye yakın CA/GSMH oranıyla giren Türkiye, bu oranı şimdilerde % 6.5'lere çıkarmış ve bu kez dış dengeyi ve onun finansmanını sorun haline getirmiş durumda. Türkiye ekonomisinin üçüncü önemli çelişkisi buradan kaynaklanıyor: Geçmişte bütçe açıkları dış denge sorununa yol açardı, şimdilerde dış denge sorununun dönüp bütçe açığına ya da iç denge sorununa yol açıp açmayacağı tartışılıyor.Türkiye'de kamu kesimi dış borç stoku gerilemeye başladı. 2004'te 74 milyar dolara ulaşmış bulunan kamu kesimi dış borç stoku 2005'te 65 milyar dolara indi. Geçmişte dış borçlanmada disiplinsiz davranan ve bu disiplinsizliği özel kesim tarafından eleştirilen kamu kesimi sonunda bu disiplini yakalamış görünüyor. Buna karşılık özel kesim dış borç stoku hızla artmaya başladı. 2004'te 67 milyar dolar olan özel kesim dış borç stoku 2005 sonunda 87 milyar dolar düzeyine kadar yükselmiş bulunuyor. Yani bu kez geçmişte kamu kesimini suçlayan özel kesim disiplini elden bırakmış görünüyor. Kamu kesimi, borçlanma disiplinini acı deneyimler yaşayarak öğrenmiş gibi dururken özel kesim geçmişte yaşadığı benzer acı deneyimlere karşın parite düşüklüğünden yararlanmak uğruna bu disiplinden uzaklaşarak hızla dış borç stokunu artırıyor. Dördüncü çelişki burada: Öteden beri sorunun kaynağı olarak takdim edilen kamu kesimi kendi dış borç stokunu düşürdüğü halde Türkiye'nin dış borç stoku artmaya devam ediyor.Türkiye'de özel kesim giderek güçleniyor. Ne var ki özel kesim kuruluşları ve özelleştirilen kamu kuruluşları yabancılar tarafından alınıyor. Beşinci çelişki burada: Güçlenen özel kesim, malına, güçsüz olduğu dönemdeki kadar sahip çıkamıyor.Türkiye ekonomisinin geleceğine bu çelişkiler damga vuracak.
Dr. Mahfi Eğilmez
Sayfa Basi
Avrupa'nın neresindeyiz?2005 yılı itibarıyla 25 AB üyesi ülkenin toplam GSYİH'sı 14.2 trilyon dolar. Buna göre AB, GSYİH'sı 13.2 trilyon dolar olan ABD'yi geçmiş, GSYİH'sı 4.8 trilyon dolar olan Japonya'yı üçe katlamış bulunuyor. Avrupa'nın en zengin ülkesi 2.9 trilyon dolarlık GSYİH ile Almanya. Onu 2.4 trilyon dolarla İngiltere, 2.3 trilyon dolarla Fransa ve 1.9 trilyon dolarla İtalya izliyor. Türkiye 381 milyar dolarlık GSYİH'sıyla 29 ülkeden oluşan AB üyeleri ve 2005 yılında aday konumunda bulunan ülkeler arasında yedinci sırada yer alıyor. İsveç'i (377 milyar dolar) geçmiş, Belçika'ya (390 milyar dolar) çok yaklaşmış durumdayız. Toplam gelir ya da üretim olarak bakıldığında Türkiye, Avrupa'nın en zengin yedinci ülkesi konumunda bulunuyor. İş, kişi başına gelir sıralamasına gelince değişiyor. 25 AB üyesi ülkenin kişi başına düşen ortalama yıllık geliri satınalma gücü paritesine göre 30.654 dolar. AB, kişi başına geliri 45.850 dolar olan ABD'nin de kişi başına geliri 33.405 dolar olan Japonya'nın da gerisinde bulunuyor. Avrupa'nın kişi başına gelirde en zengin ülkesi 75.980 dolarla Lüksemburg. Onu 42.051 dolarla İrlanda, 38.121 dolarla Danimarka ve 37.859 dolarla Hollanda izliyor. Türkiye'nin kişi başına geliri 9.432 dolar. Türkiye bu kişi başına gelirle 2005'teki 25 üyeli AB ülkelerinden geri olduğu gibi o tarihte aday ülke konumunda bulunan Bulgaristan (9.825 dolar), Romanya (10.611 dolar) ve Hırvatistan'dan da (14.934 dolar) geride geliyor.
GSYİH ve kişi başına GSYİH karşılaştırmaları bize şunu söylüyor: Türkiye ekonomi olarak Avrupa'nın en zengin ülkeleri arasında, ama Türkler Avrupa'nın en fakir bireyleri. Emek verimliliği endeksine bakıldığında AB'de 100 olarak alınan indeks, ABD'de 136.1, Japonya'da 92.6 olarak çıkıyor. Yani AB'deki emek verimliliği Japonya'dan yüksek ABD'den düşük. AB ülkeleri içinde emeğin verimliliğinin en yüksek olduğu yer Lüksemburg (160.8.) Onu 128.1 ile Belçika, 126.7 ile İrlanda ve 108.2 ile Holanda ve İtalya izliyor. Türkiye'de emeğin verimlilik puanı 43.9. Bu konuda Türkiye'den kötü durumda iki ülke var: Bulgaristan (32.9) ve Romanya (39.2.) Avrupa ülkelerinin bir bölümünde asgari ücret uygulaması yok. En yüksek aylık asgari ücret 1.922 dolarla Lüksemburg'da. Onu 1.657 dolarla Hollanda, 1.622 dolarla İrlanda, 1.600 dolarla İngiltere izliyor. Türkiye'nin 2005'de uyguladığı 335 dolarlık asgari ücret, Romanya (103 dolar), Bulgaristan 101 dolar), Slovakya (220 dolar), Portekiz (270 dolar), Macaristan (303 dolar) Litvanya (199 dolar), Letonya (151 dolar), Estonya (225 dolar) ve Çek Cumhuriyeti'nden (310 dolar) daha yukarıda. Yani Türkiye kişi başına gelir sıralamasında oldukça gerisinde kaldığı ülkelerden daha yüksek bir asgari ücret uyguluyor. Emek verimliliği ve asgari ücret karşılaştırmaları bize şunu söylüyor: Türkler emek verimliliği açısından Avrupa'da son sıralarda, ama asgari ücret açısından bayağı yukarılarda. 2005 yılı itibarıyla 25 AB ülkesinde kamu kesimi borç yükü (kamu borç stoku / GSYİH) oranı yüzde 63.4. Bu oran Avro'yu para birimi olarak kabul etmiş ülkelerde yüzde 70.8. Oysa avroyu para birimi olarak kabul etmek için uygulanan Maastricht kriteri bu oranın yüzde 60'ı aşmamasını koşul olarak getiriyor. Bu oran Belçika'da yüzde 93.3, Yunanistan'da yüzde 107.5, İtalya'da yüzde 106.4, Malta'da yüzde 74.7, Almanya'da yüzde 67.7, Fransa'da yüzde 66.8. Türkiye, kamu kesimi borç yükünde 2005 yılında yüzde 69.6 oranında bulunuyor. Yani avroyu para birimi olarak kabul etmiş ve dolayısıyla Maastricht Kriteri'ni tutturması gereken ülkelerden iyi durumda. Kamu kesimi borç yükü karşılaştırmaları da bize şunu söylüyor: Kriterler garibanlara uygulanır, güçlü olanlar kriter mriter dinlemez.
Dr. Mahfi Eğilmez
Sayfa Basi

Türkiye’nin Dış Borçları, Mahfi Eğilmez
Dr. Mahfi Eğilmez
Sayfa Basi
Türkiye ÇelişkileriTürkiye ekonomisi son dört yılda yakaladığı % 7.8'lik ortalama büyüme hızıyla, 1923'ten bu yana geçen dönemin % 4.9'luk büyüme ortalamasının çok üstünde bir performansla ekonomisini büyütmeyi başarmış bulunuyor. Buna karşılık 2001'de % 8.4 olan işsizlik oranı 2005'te % 10.3 olarak gerçekleşmiş durumda. Yani son dört yılda büyüme rekorları kıran Türkiye, işsizliği azaltmak bir yana artırmış. Verimlilik artışı bir açıklama yolu olsa da son dört yılda % 7.8 ortalama büyüme hızı yakalamış gelişme yolundaki bir ülkede işsizlik oranının azalmayıp artması Türkiye ekonomisinin ilk çelişkisi.Türkiye, yüksek büyüme hızının yanına bir de sabitleşmiş dalgalı kuru eklediği için hızla zenginleşiyor. 2000'lere 200 milyar dolarlık GSMH ve 3 bin dolarlık kişi başına GSMH ile giren Türkiye, şimdilerde 360 milyar dolarlık GSMH ve 5 bin dolarlık kişi başına GSMH'nin keyfini çıkarıyor. Bu rakamlar bize toplumun zenginliğinin son yıllarda neredeyse iki kat arttığını söylüyor. Buna karşılık oldukça bozuk olan gelir dağılımında pek bir düzelme görülmüyor. Gelir dağılımının adil olup olmadığını ölçmede kullanılan Gini Katsayısı 0.40'lardan aşağı inemediği için Türkiye bir türlü dünyada en bozuk gelir dağılımına sahip ülkeler arasından çıkamıyor. Bunu doğrulayan bir başka gösterge olarak Dünya Bankası'nın fakirlik araştırmaları Türkiye'de her 100 kişiden 25'inin günde iki doların altında gelire sahip olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye ekonomisinin ikinci çelişkisi burada saklı: Toplum zenginleşiyor ama gelir dağılımı düzelmediği için fakirlerin sayısı azalmıyor.
Türkiye son yıllarda yakaladığı bir ivmeyle iç dengesini düzeltiyor. Öteden beri en önemli sorunlardan biri olan bütçe açıkları (BA) giderek kapanıyor. 2000'li yıllara %10'luk BA/GSMH oranıyla giren Türkiye, 2005 yılında bunu %2'lere gerileterek Maastricht Kriteri'ni yakaladı. Bu gelişme Türkiye'nin mali disiplini sağlaması açısından çok önemli. Geçmişte Türkiye'nin sorunu bütçe açığının finansmanı idi. Bu sorun artık önemini kaybetmeye başlamış görünüyor. Buna karşılık 2000'lere %2'ye yakın CA/GSMH oranıyla giren Türkiye, bu oranı şimdilerde % 6.5'lere çıkarmış ve bu kez dış dengeyi ve onun finansmanını sorun haline getirmiş durumda. Türkiye ekonomisinin üçüncü önemli çelişkisi buradan kaynaklanıyor: Geçmişte bütçe açıkları dış denge sorununa yol açardı, şimdilerde dış denge sorununun dönüp bütçe açığına ya da iç denge sorununa yol açıp açmayacağı tartışılıyor.Türkiye'de kamu kesimi dış borç stoku gerilemeye başladı. 2004'te 74 milyar dolara ulaşmış bulunan kamu kesimi dış borç stoku 2005'te 65 milyar dolara indi. Geçmişte dış borçlanmada disiplinsiz davranan ve bu disiplinsizliği özel kesim tarafından eleştirilen kamu kesimi sonunda bu disiplini yakalamış görünüyor. Buna karşılık özel kesim dış borç stoku hızla artmaya başladı. 2004'te 67 milyar dolar olan özel kesim dış borç stoku 2005 sonunda 87 milyar dolar düzeyine kadar yükselmiş bulunuyor. Yani bu kez geçmişte kamu kesimini suçlayan özel kesim disiplini elden bırakmış görünüyor. Kamu kesimi, borçlanma disiplinini acı deneyimler yaşayarak öğrenmiş gibi dururken özel kesim geçmişte yaşadığı benzer acı deneyimlere karşın parite düşüklüğünden yararlanmak uğruna bu disiplinden uzaklaşarak hızla dış borç stokunu artırıyor. Dördüncü çelişki burada: Öteden beri sorunun kaynağı olarak takdim edilen kamu kesimi kendi dış borç stokunu düşürdüğü halde Türkiye'nin dış borç stoku artmaya devam ediyor.Türkiye'de özel kesim giderek güçleniyor. Ne var ki özel kesim kuruluşları ve özelleştirilen kamu kuruluşları yabancılar tarafından alınıyor. Beşinci çelişki burada: Güçlenen özel kesim, malına, güçsüz olduğu dönemdeki kadar sahip çıkamıyor.Türkiye ekonomisinin geleceğine bu çelişkiler damga vuracak.
Dr. Mahfi Eğilmez
Sayfa Basi
Avrupa'nın neresindeyiz?2005 yılı itibarıyla 25 AB üyesi ülkenin toplam GSYİH'sı 14.2 trilyon dolar. Buna göre AB, GSYİH'sı 13.2 trilyon dolar olan ABD'yi geçmiş, GSYİH'sı 4.8 trilyon dolar olan Japonya'yı üçe katlamış bulunuyor. Avrupa'nın en zengin ülkesi 2.9 trilyon dolarlık GSYİH ile Almanya. Onu 2.4 trilyon dolarla İngiltere, 2.3 trilyon dolarla Fransa ve 1.9 trilyon dolarla İtalya izliyor. Türkiye 381 milyar dolarlık GSYİH'sıyla 29 ülkeden oluşan AB üyeleri ve 2005 yılında aday konumunda bulunan ülkeler arasında yedinci sırada yer alıyor. İsveç'i (377 milyar dolar) geçmiş, Belçika'ya (390 milyar dolar) çok yaklaşmış durumdayız. Toplam gelir ya da üretim olarak bakıldığında Türkiye, Avrupa'nın en zengin yedinci ülkesi konumunda bulunuyor. İş, kişi başına gelir sıralamasına gelince değişiyor. 25 AB üyesi ülkenin kişi başına düşen ortalama yıllık geliri satınalma gücü paritesine göre 30.654 dolar. AB, kişi başına geliri 45.850 dolar olan ABD'nin de kişi başına geliri 33.405 dolar olan Japonya'nın da gerisinde bulunuyor. Avrupa'nın kişi başına gelirde en zengin ülkesi 75.980 dolarla Lüksemburg. Onu 42.051 dolarla İrlanda, 38.121 dolarla Danimarka ve 37.859 dolarla Hollanda izliyor. Türkiye'nin kişi başına geliri 9.432 dolar. Türkiye bu kişi başına gelirle 2005'teki 25 üyeli AB ülkelerinden geri olduğu gibi o tarihte aday ülke konumunda bulunan Bulgaristan (9.825 dolar), Romanya (10.611 dolar) ve Hırvatistan'dan da (14.934 dolar) geride geliyor.
GSYİH ve kişi başına GSYİH karşılaştırmaları bize şunu söylüyor: Türkiye ekonomi olarak Avrupa'nın en zengin ülkeleri arasında, ama Türkler Avrupa'nın en fakir bireyleri. Emek verimliliği endeksine bakıldığında AB'de 100 olarak alınan indeks, ABD'de 136.1, Japonya'da 92.6 olarak çıkıyor. Yani AB'deki emek verimliliği Japonya'dan yüksek ABD'den düşük. AB ülkeleri içinde emeğin verimliliğinin en yüksek olduğu yer Lüksemburg (160.8.) Onu 128.1 ile Belçika, 126.7 ile İrlanda ve 108.2 ile Holanda ve İtalya izliyor. Türkiye'de emeğin verimlilik puanı 43.9. Bu konuda Türkiye'den kötü durumda iki ülke var: Bulgaristan (32.9) ve Romanya (39.2.) Avrupa ülkelerinin bir bölümünde asgari ücret uygulaması yok. En yüksek aylık asgari ücret 1.922 dolarla Lüksemburg'da. Onu 1.657 dolarla Hollanda, 1.622 dolarla İrlanda, 1.600 dolarla İngiltere izliyor. Türkiye'nin 2005'de uyguladığı 335 dolarlık asgari ücret, Romanya (103 dolar), Bulgaristan 101 dolar), Slovakya (220 dolar), Portekiz (270 dolar), Macaristan (303 dolar) Litvanya (199 dolar), Letonya (151 dolar), Estonya (225 dolar) ve Çek Cumhuriyeti'nden (310 dolar) daha yukarıda. Yani Türkiye kişi başına gelir sıralamasında oldukça gerisinde kaldığı ülkelerden daha yüksek bir asgari ücret uyguluyor. Emek verimliliği ve asgari ücret karşılaştırmaları bize şunu söylüyor: Türkler emek verimliliği açısından Avrupa'da son sıralarda, ama asgari ücret açısından bayağı yukarılarda. 2005 yılı itibarıyla 25 AB ülkesinde kamu kesimi borç yükü (kamu borç stoku / GSYİH) oranı yüzde 63.4. Bu oran Avro'yu para birimi olarak kabul etmiş ülkelerde yüzde 70.8. Oysa avroyu para birimi olarak kabul etmek için uygulanan Maastricht kriteri bu oranın yüzde 60'ı aşmamasını koşul olarak getiriyor. Bu oran Belçika'da yüzde 93.3, Yunanistan'da yüzde 107.5, İtalya'da yüzde 106.4, Malta'da yüzde 74.7, Almanya'da yüzde 67.7, Fransa'da yüzde 66.8. Türkiye, kamu kesimi borç yükünde 2005 yılında yüzde 69.6 oranında bulunuyor. Yani avroyu para birimi olarak kabul etmiş ve dolayısıyla Maastricht Kriteri'ni tutturması gereken ülkelerden iyi durumda. Kamu kesimi borç yükü karşılaştırmaları da bize şunu söylüyor: Kriterler garibanlara uygulanır, güçlü olanlar kriter mriter dinlemez.
Dr. Mahfi Eğilmez
Sayfa Basi

Türkiye’nin Dış Borçları, Mahfi Eğilmez
2006sonu itibarıyla Türkiye'nin toplam dış borç stoku 207 milyar dolar. Aynı yılın sonunda GSMH'mız 400 milyar dolar olduğuna göre demek ki dış borç yükümüz yüzde 52. Bu borcun yaklaşık 70 milyar doları kamu kesimine, 16 milyar doları TCMB'ye, 121 milyar doları da özel kesime ait. 206 milyar dolarlık toplam dış borcumuzun yaklaşık 42 milyar dolarlık bölümü kısa vadeli, kalan 165 milyar dolarlık bölümü de uzun vadeli borç niteliğinde.
Türkiye, IMF ile birlikte istikrar programına başlamadan önce, yani 1999 yılı sonunda toplam dış borç stokumuz 103 milyar dolardı. Demek ki istikrar programıyla birlikte dış borç stokumuz yüzde 100 artarak 207 milyar dolara gelmiş. Buna karşılık 1999 yılında GSMH'mız 187 milyar dolardı. Demek ki GSMH'mız da yüzde 100'den fazla artmış. Buradan çıkan sonuç Türkiye'nin dış borçlanma yapabildiği ölçüde ekonomisini de büyüttüğü. Merkezi yönetim dış borç stokunun ortalama vadesi 7.5 yıl. Stokun döviz cinsinden ağırlığı dolarla. Merkezi yönetim toplam dış borcunun yüzde 54'ü dolar, yüzde 29'u avro, yüzde 13'ü SDR, yüzde 3'ü Japon Yeni ve kalanı da çeşitli dövizlerden. (IMF'nin hesap birimi olan SDR bugünlerde 1.52 USD'ye eşit.) 1999 yılı başında Türkiye'nin, 1994 kriziyle kullanılan stand by desteğinin bedeli olan 165 milyon SDR'lik ödemesi dışında IMF'ye herhangi bir borcu yoktu. 1999 yılı sonunda IMF ile girilen 17. stand by düzenlemesiyle 800 milyon dolar tutarında kullanım yapıldı. Sonraki yıllarda 18 ve 19. stand by düzenlemelerine girildi ve Türkiye IMF'den 1999 yılı ile 2006 yılı arasında yaklaşık olarak 42 milyar dolar destek aldı. Bunun önemli bir bölümünü geri ödedi, geriye kalan borcu Mart 2007 itibarıyla 8.5 milyar dolar dolayında bulunuyor. Hazine Müsteşarlığı'nın Mart 2007 tarihli Kamu Borç Yönetimi Raporu'ndan derlediğim aşağıdaki tablo bunlardan öteye bir şeyler söylüyor bize. Toplam dış borç stoku artmaya devam ediyor. Kamu kesimindeki artış hızı kesilmiş, TCMB'nın dış borç stoku ise azalmaya başlamış. Buna karşılık özel kesimin dış borç stoku artıyor. Özel kesimin yalnızca dış borç stoku artmış olsa pek bir sorun olmayacak. Stokun GSMH'ya oranını gösteren özel kesim dış borç yükü de artıyor. Yani kamu kesimi ve TCMB'nin dış borçlanmada boşalttığı yeri özel kesim hızla dolduruyor. Eğer özel kesimin kaynakları daha verimli kullandığına inanıyorsak, kamu kesimi yerine özel kesimin dış borçlanma yapmasının daha olumlu olduğunu kabul ederek teselli bulabiliriz. Ne var ki özel kesimin dış borçlanmasının bu hızla devam etmesi ekonomiyi dış şoklara açık hale getiriyor. Özel kesimin dış borçlarındaki tek olumlu gelişme kısa vadeli dış borçların oranının yüzde 33'e gerilemiş olması. Geçmişimizin en önemli tartışma konusu kamu kesimi borçlarıydı. Önümüzdeki dönemde tartışacağımız konu ise özel kesimin borçları olacak gibi görünüyor.
Türkiye, IMF ile birlikte istikrar programına başlamadan önce, yani 1999 yılı sonunda toplam dış borç stokumuz 103 milyar dolardı. Demek ki istikrar programıyla birlikte dış borç stokumuz yüzde 100 artarak 207 milyar dolara gelmiş. Buna karşılık 1999 yılında GSMH'mız 187 milyar dolardı. Demek ki GSMH'mız da yüzde 100'den fazla artmış. Buradan çıkan sonuç Türkiye'nin dış borçlanma yapabildiği ölçüde ekonomisini de büyüttüğü. Merkezi yönetim dış borç stokunun ortalama vadesi 7.5 yıl. Stokun döviz cinsinden ağırlığı dolarla. Merkezi yönetim toplam dış borcunun yüzde 54'ü dolar, yüzde 29'u avro, yüzde 13'ü SDR, yüzde 3'ü Japon Yeni ve kalanı da çeşitli dövizlerden. (IMF'nin hesap birimi olan SDR bugünlerde 1.52 USD'ye eşit.) 1999 yılı başında Türkiye'nin, 1994 kriziyle kullanılan stand by desteğinin bedeli olan 165 milyon SDR'lik ödemesi dışında IMF'ye herhangi bir borcu yoktu. 1999 yılı sonunda IMF ile girilen 17. stand by düzenlemesiyle 800 milyon dolar tutarında kullanım yapıldı. Sonraki yıllarda 18 ve 19. stand by düzenlemelerine girildi ve Türkiye IMF'den 1999 yılı ile 2006 yılı arasında yaklaşık olarak 42 milyar dolar destek aldı. Bunun önemli bir bölümünü geri ödedi, geriye kalan borcu Mart 2007 itibarıyla 8.5 milyar dolar dolayında bulunuyor. Hazine Müsteşarlığı'nın Mart 2007 tarihli Kamu Borç Yönetimi Raporu'ndan derlediğim aşağıdaki tablo bunlardan öteye bir şeyler söylüyor bize. Toplam dış borç stoku artmaya devam ediyor. Kamu kesimindeki artış hızı kesilmiş, TCMB'nın dış borç stoku ise azalmaya başlamış. Buna karşılık özel kesimin dış borç stoku artıyor. Özel kesimin yalnızca dış borç stoku artmış olsa pek bir sorun olmayacak. Stokun GSMH'ya oranını gösteren özel kesim dış borç yükü de artıyor. Yani kamu kesimi ve TCMB'nin dış borçlanmada boşalttığı yeri özel kesim hızla dolduruyor. Eğer özel kesimin kaynakları daha verimli kullandığına inanıyorsak, kamu kesimi yerine özel kesimin dış borçlanma yapmasının daha olumlu olduğunu kabul ederek teselli bulabiliriz. Ne var ki özel kesimin dış borçlanmasının bu hızla devam etmesi ekonomiyi dış şoklara açık hale getiriyor. Özel kesimin dış borçlarındaki tek olumlu gelişme kısa vadeli dış borçların oranının yüzde 33'e gerilemiş olması. Geçmişimizin en önemli tartışma konusu kamu kesimi borçlarıydı. Önümüzdeki dönemde tartışacağımız konu ise özel kesimin borçları olacak gibi görünüyor.

2 yorum:
tabi ki bu yazıya yorum sıfır adet olur.
Yazıda reyting mi var you tube luk bir durum mu var.
Türkiyenin ekonomisi kötüye giderken, sanki hayal dünyası veya başka bir dünyada yaşıyormuşuz gibi (sağolsun saygıdeğer medyamız sayesinde)sanatçılar, siyasetçiler, esnaf, köylü, öğrenci ...........ve daha birçok vb. halkımızın % 80 civarında ekonomimiz süper gidiyor diyorsa bu yazıyı sadece tabii benim okuyup kaale almam doğaldır!?.......
tabi ki bu yazıya yorum sıfır adet olur.
Yazıda reyting mi var you tube luk bir durum mu var.
Türkiyenin ekonomisi kötüye giderken, sanki hayal dünyası veya başka bir dünyada yaşıyormuşuz gibi (sağolsun saygıdeğer medyamız sayesinde)sanatçılar, siyasetçiler, esnaf, köylü, öğrenci ...........ve daha birçok vb. halkımızın % 80 civarında ekonomimiz süper gidiyor diyorsa bu yazıyı sadece tabii benim okuyup kaale almam doğaldır!?.......
Yorum Gönder